24 07 2010

DENİZ GEZMİŞ SAHTEKARLIĞI

yazının devamı için sayfada ilerle yada b linke tıkla

http://yalnizkurtankara-06.blogcu.com/deniz-gezmis-haini/8551497

DENİZ GEZMİŞ SAHTEKARLIĞI
 
VATAN HAİNLERİNİ İFTİHARLA SUNARIZ..DEVRİMCİ KÖPEKLER
 
Deniz Gezmiş beş yıllık zaman zarfında neler yapmış bakalım?

1966 ile 1971 yılları arasında, sözde devrim adına, sözde halk adına sayısız şekilde üniversite işgal ederek, yüksek tahsil amacı ile gelen binlerce öğrenciyi öğrenim hakkından mahrum bırakmış, banka soymuş ve zorla insan kaçırmıştır. Birçok kanlı eylemin planlayıcısı olmakla beraber bizatihi kendiside bu eylemlere katılarak, masum insanların canının yanmasına sebep olmuştur. “Devrim kanla yazılırsa hükmünü verir!” düşüncesi ile Filistin’e giderek her türlü silah eğitimi almış ve aldığı silah eğitimi ile şerefli Türk askerine, polisine kurşun sıkmıştır. İşte böylesine Faşist bir yaklaşımla sözde devrim adına ülke huzurunu kaçırmış bir hayalperesti, deyim yerindeyse bir soytarıyı; aklından özürlü bir grup şimdiki soytarılar, minik zekâlarınca insanımıza kahraman diye yutturacaklar.

Kahramanlığın ne olduğu noktasında dünyaya parmak ısırtacak şekilde bir tecrübeye sahip olan Türk ırkı, böyle ucuz kimselere kahraman diye bakmaz! Aklı ve vicdanı olan her insan ve tarih bilmektedir ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük kahramanları Çanakkale’de huşu içinde yatmaktadır. Kahramanlar; mukaddesatları için, milletleri için, vatanları için yaşarlar. Çünkü tarih bize yine göstermektedir ki, en büyük kahramanlar, Allah rızası için, peygamber aşkı için, millet için, vatan için, bayrak için, kültür için, edebiyat için amansız mücadele etmiş, cefa çekmiş ve ömrünü seve seve vermiş insanlardan müteşekkil.

Ayrıca Deniz Gezmiş ve tayfasının sözde mücadelesi neydi? Türk milletinin mutluluğunu, refahını mı düşünüyorlardı? Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilimde, teknikte ve endüstride ilerlemesini mi istiyorlardı? Ya da, Mevla’sı bir, Peygamberi bir, dini, dili, kültürü ve tarihi bir (o zamanlar) esir Türk illerinde yaşayan soydaşlarımızın bağımsızlığını mı hayal ediyorlardı? Buna evet diyebilmek çok zor. Hatta hayır! Onların kafalarında böyle bir düşünceye yer vermeyi bir kenara bırakın, dilleriyle bile söylemeye niyetleri yoktu. Çünkü onlar, yani Deniz Gezmiş ve tayfası birer komünisttiler. Ne demekti komünist? En kısa tabirle, “Din insanı uyuşturan bir afyondur” teorisini benimsemiş, Allah’ı önemsemeyen, peygamberi tanımayan, Türklük nedir, vatan nedir bilmeyen bir görüşün temsilcisiydi.

Deniz Gezmiş 1972 yılında idam edildi. Yalnız 1968 kuşağı olarak anılan birçok Deniz Gezmiş taraftarının ve hayranının hep bir kuyruk acısı kalmıştır. Çünkü devrim diye diye memleketi böleceklerdi ama muratlarına eremediler. Onlar hesapta Amerikan emperyalizmine karşıydılar ancak, Marksizm, Leninizm çağrıları altında Sovyet emperyalizminin Türkiye’yi nasıl bir uçurumun eşiğine getireceklerinin de farkında bile değildiler. Çünkü şahıs idam sehpasında canını teslim ederken bile sarf ettiği son sözleri, ‘hakkınızı helal edin’ olmamıştır. Tutanaklara geçen resmi bilgilere göre, “Yaşasın Marksizm, Yaşasın Leninizm!” demiştir. Bu ne perhiz, bu ne lahana? Onun için diyoruz, onlar birer hayalperestti diye.

Peki, hal böyle iken niçin Deniz Gezmiş ve tayfasını Türkiye’nin büyük televizyon kanallarından birisi bir dizi film olarak ekranlara taşıdı. Acaba sebebi ne olabilir? Aslında sebebi çok açık ve nettir. Bu ülkede maalesef televizyon, sinema, tiyatro, müzik ve sanat kolları sol zihniyetin egemenliğindedir. Nasıl oldu? Diye soracak olursanız, onun da cevabı yine çok açık ve nettir. Mesela, bir CHP vardır ki, ‘Mustafa Kemal’in partisidir’ diyerek, Cumhuriyetin bütün kurum ve kuruluşlarından rahatlıkla her türlü istifade edebilmeyi bilmiş, maddi olarak yükselmiş ve elde ettiği kazanımlarla da memleketin aleyhinde çalışacak ne kadar insan varsa hepsini bir şekilde sosyal ve kültürel alanlara yerleştirerek, başımıza musallat etmiştir. İşte bunların sonucudur ki, bugün televizyon dünyası da bu köhnemiş zihniyetin kontrolündedir
VATAN HAİNLERİNİN EN AZILILARI
 
Deniz Gezmiş efsanesi, bir televizyon dizisi dolayısıyla artan ilginin de etkisiyle gittikçe büyüyor. Ve elbette, mitolojik bir kahraman gibi gittikçe dokunulmaz ve hayranlık öznesi hâline geliyor.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları, inandıkları idealler için mücadele etmişler ve bu mücadele sonrasında da idam edilmişlerdir. İnandıkları uğruna mücadele etmelerinin ve bu uğurda ölümü göze almalarının inkârı zor bir hayranlık duygusu yarattığı söylenebilir. Fakat bu hayranlık duygusundan sıyrılarak bazı noktalara temas etmekte fayda var.

Deniz Gezmiş’in idamında, öğrenci liderliğinden profesyonel devrimciliğe geçişinin ve THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) çatısı altında yürüttüğü mücadele etkili olmuştur. Yoksa Deniz Gezmiş, isyankâr ve romantik bir gençlik lideri olduğu için idam edilmemiştir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesini onayladığımız veyâ bu idamları ve dönemin cuntasını şirin gördüğümüz için söylemiyoruz bunları. Amacımız, Deniz Gezmiş’in ve THKO’nun ideolojik çizgisinden söz etmek.

Her ne kadar THKO’nun en bilinen ismi Deniz Gezmiş ise de, örgütün teorik liderinin Hüseyin İnan olduğu konusunda herkes mutabıktır. THKO gibi döneme damgasını vurmuş bir örgütün ne yazık ki teorik metinleri azdır. Mahir Çayan liderliğindeki THKP-C, THKO’ya kıyasla çok daha sağlam bir teorik altyapıya sahiptir. Bu sebeple de, THKO dağılırken, THKP-C varlığını başka örgütler çatısında devam ettirebilmiştir.

THKO’nun yapısını ve bu örgütü oluşturanların dünyaya bakışını yansıtan, Hüseyin İnan tarafından 1972’de kaleme alınmış Türkiye Devriminin Yolu başlıklı broşürdür.

Türkiye Devriminin Yolu başlıklı broşür göz önüne alındığında, Deniz Gezmiş’e bugün sahip çıkanlardan bir kısmının aynı zamanda sıkı birer Kemalist olması da çok şaşırtıcı bir hâle gelmektedir. Yine, bu sıkı Kemalist bu grubun aşırı AK Parti düşmanlığı ve yer yer şövenizme kayan milliyetçilikleri de, bariz bir kafa karışıklığının göstergesi.

Evet, Deniz Gezmiş ve THKO davasının diğer sanıkları savunmalarında Mustafa Kemal’e ilişkin olumlu bir tavır takınmışlardır. Fakat, THKO’nun Mustafa Kemal’i ile resmî ideolojinin ve bugünkü ulusalcıların Mustafa Kemal’inin farklı kişilerdir. Bugünkü ulusalcılık tarafından öne çıkarılan Mustafa Kemal, ulus-devlet anlayışının kurucusu ve Türk milliyetçisi bir figürdür. Oysa THKO, Mustafa Kemal’i, Türkiye Kurtuluş Mücadelesinin önderi ve dolaylı olarak Türk-Kürt devletinin kurucusu olarak tanımlamaktadır.

Bugün Ak Parti’yi PKK ile bir tutacak ölçüde Kürtçü sayan ulusalcılarımız, Deniz Gezmiş'e ve THKO’ya sahip çıkarken, THKO’nun teorik metni olan Türkiye Devriminin Yolu (Mart 1972) broşüründen habersizdir. Bakın o metinde Kürt meselesi ile ilgili olarak ne denilmekte:

"Türkiye’deki tüm emekçilerin çıkarlarına en uygun çözüm yolu da bölgesel özerklik olacaktır. Bölgesel özerkliğin sınırlarını ve kapsamını da ancak aynı sosyal ve iktisadî yaşantıya sahip olan halkların kendileri tayin eder. Biz, bu özerklikte titizlikle Türkiye’de uluslararası (sosyalist) kültürün ve iktisadî yapının korunmasına çalışmalıyız. Çalışmalıyız, çünkü sosyalist, uluslararası kültür ve iktisadî ilişkiler bütün çalışan sınıf ve tabakaların çıkarınadır."

Bölgesel özerklik, Leyla Zana tarafından ilk olarak dillendirilen, Abdullah Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği Demokratik Cumhuriyet tezinin yansıması olan ve DTP tarafından son kongresinde yol haritası olarak benimsenen bir görüştür. Yani, Deniz Gezmiş’in önderliğini yaptığı THKO, bugün İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen Demokratik Cumhuriyet tezinin ve DTP tarafından savunulan özerklik projesinin ilk temsilcisidir.

“Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan iyi ki asılmıştır” demediğimizi bir kez daha belirtelim. Fakat Deniz Gezmiş ve arkadaşları, bugün Ak Parti veya başka gruplar tarafından dile getirildiği takdirde Kürtçülük sayılacak pek çok önerinin de ötesinde fikirlere sahip bir devrimciler idi. Bu yüzden de idam edildi.

Beyazıt’ta öğrenci korteji düzenleyen âsi bir genç miydi Deniz Gezmiş? Hayır. O kadarla kalsa idi, bu ölçüde yaygın bir yankı bırakamazdı. Fakat kabul etmek gerekir ki Deniz Gezmiş ve arkadaşları, bugün pek çoğunun kulak tıkadığı tezleri seslendiriyorlardı; özellikle de Kürt sorunu bağlamında. Sanırım bu durum, başta Roj TV olmak üzere pek çok Kürtçü yayın organı tarafından niçin Deniz Gezmiş anısına bu kadar ateşli yayınlar yapıldığını açıklamaktadır.

Son bir tespitle yazıyı bitirelim. Bilindiği gibi 68 kuşağının sonradan sivrilen devrimci liderlerinden birisi de, İbrahim Kaypakkaya’dır. Deniz Gezmiş’e duyulan bu ateşli aşkın, Kaypakkaya’dan esirgenmesi de ilginç. Kaypakkaya da Deniz Gezmiş’lerin çevresinden yetişmiş bir sosyalist devrimci iken, niçin adı-sanı ulusalcılarımızca bir kez olsun anılmaz? Yoksa bunun sebebi, Kaypakkaya’nın Kemalizme karşı olması mıdır?

Deniz Gezmiş gibi devrimci bir lideri, özerk bir Kürdistan talebine karşı bile, sırf Mustafa Kemal’e yaptığı bazı atıflardan ötürü bu kadar makbul sayan ulusalcılarımıza Allah akıl fikir versin! Zirâ, akıl ve fikir olmadan tutarlılık olmuyor.
boyut haber alıntıdırrr...

274
0
0
Yorum Yaz